ZENGİN KELİMELER.

        
 
 

 
 
 
 
 
      Kainatta tesadüfe asla yer yoktur.. Elbet benden gitmenin bitmenin bir açıklaması olacaktı. Benim ufak minnacık  mucizem...yaşattıkların için çok şükür.....:)  
 
 
 
      En zengininden susuyordum. Yoksullaşmıştı haklılık kelimelerim...Öyle kirliydi ki dünya temiz kalmak için çabalamaktan yoruldum.


      Hani  sizler yeni bir sayfa açıyorsunuz ya kendinize, oysa ben asla hayatta yeni bir sayfa açma diye bir şeyin olmadığını öğreneli çok olmuştu. Yazılan bir sayfayı sileriz sadece, buruşur ve yer yer izler kalır önceki yazılanlardan. Üstüne bir şeyler karalayabilirsiniz ama öncekilerin izleri  hep sırıtır altta. Ben asla yeni biri olamayacam.Geçmişim geleceğime çok pis sırıtıyor.
 

        Hayatın içinde beklemek çok fazla var. Olması gerekenden fazla... Vaktimiz yok ama bunu önemsemiyoruz. Bir şeyler anlatıyorum sürekli, özellikle tek başımayken. Deli, diyor kimisi. Kimisi de; fazla zeki. İkisini de kabul etmiyorum. Yaşıyorum sadece ve ben bu durumdan çok sıkıldım. Güzel şeylerin çabuk bitmesi çok acı bir durum. Hele ki gözlerimizin önünde eriyip yok olması ve bizim sadece izlemek zorunda olmamız.

       Elimi ayağımı hayatın tozlu sayfalarında gezindirmeye çalışıyorum. . Uzun yollar çıkıyor önüme, kimi ardı ardına gizlenmiş kıvrımlardan oluşuyor, kimi yay gibi eğik, kimi dümdüz... Hangisine gireceğimi bilemiyorum ve öylece kalakalıyorum ortalıklarda. Kalbimin çığlıklarını sırtımda taşımaktan yoruldum. Yoruldum yaşıyormuş gibi yapmaktan. Çok defa yıkıldığımı düşündüm. 'Bu sefer son, bir daha geri dönüşü olmayacak' dedim ...yÜREĞİM İZİN VERMEDİ...

      Yoruldum evet, seninle mücadele etmekten, ben isyan bayraklarını açtıkça senin olmadığını düsünmekten, sana karşı hep savunmada olmamdan yoruldum. Bir vahşi kısrak gibi toynaklarımı sertçe yere vurup şaha kalkmamdan, tozu dumana katmamdan, her an çekip gidebilecek gibi öfkeli, inatçı, gözü kararmış bir savaşçı olmamdan! Hayatta gördüğüm en muhteşem kadınsın demenden. "Taparım ben sana. Kadın ol biraz derken “yumuşak ol bana karşı, savaşta değiliz, ben AMİRİM ,erkeğiM, teslim ol" ...dercesine demenden.....

offfffff  ki ne  offfffff....En zengininden yine  susuyordum. sana bir  şey itiraf edeyim mi?. Asıl ben senden daha  erkektim. Herkesten daha erkek;  seni koruyup kolladım. Belki üzerime vazife değil ama senin yaşamanı müsaade ettim....Sen bana bu dünyada sunulmuş şaka olmalısın.... Ölmediysen ölmediysem var bir sebebi....Yaşadıklarım asla tesadüf değil....

BANA GÜVEN ÇOCUK....

        







        

            Şaşkınım.. Okadar şaşkınım ki ki, içimdeki heyecanı bir türlü tahlil edemiyorum.. Kaybettiği ümitlere yeniden kavuşmuş insanların ruh hali içindeyim.. Bu bir çocukça sevinç., budalaca bir saadet... «Budalaca» dedim. Çünkü.. biliyorum ki bu, mevsimsiz bir duygu çırpınışı benim için... Senin için bir heves.. bir çocukluk kaprisi.. Bir oyalanma.. Tabiat kanunlarına aykırı, şuursuz bir zaaf yaşadığım.. Kelimelere asla sığmayacak biz özlem içerisine girmiş bulunmaktayım.
  Ya gidersek ve yahut gidersennn.....Alıntı..

        Sen gidersen biliyorum ki bana bir şey olmayacak ama ben de gideceğim. Başka yere gideceğim. Orası da büyük olacak biliyorum ama orada senin sesin olmayacak anne, gitme, lütfen. Belki orada benim boyumda bebekler olacak ama biliyorum ki sen olmayacaksın anne. Lütfen izin ver, izin ver geleyim yanına. Gitme anne, lütfen. Oraya gitmek istemiyorum. Biliyorum çok güzel olacak orası ama dedim ya ben sana, senin yanındayken huzur doluyum ben anne. Yanına gelmemi  beklemiyorsan,sen gel anne yanıma.Burası sonsuz,burası sıcak,senide ısıtır benide ısıtır. Lütfen anne gitme, bitme yada ikimizde gitmeyelim...
Bak gözlerimi kapatıyorum anne,birazdan açacağım.Lütfen burada ol annem,gitme. Beni de başka yere gönderme annem.
                     
             
İçimdeki masum çocuk, beni sevmiyor. Kalbimi eziyor, sıkıyor avuçlarında. İzin veriyorum, nefesim tükenirken. Bebeğim, beni sevmiyor. Terk edecek beni, terk edeceksin beni. İçimde hissettiğim boşluk, beni terk edip gidişinden mi? Cevabını bilmediğim sorularla yaşıyorum, savruluyor hayatım. Hayat ağaç misali, günler yaprak, yaşama tutunan kökleri ise namaz. Ve meyveleri, çocuklarımız. Tanıdık bir koku, tanıdık bir hisle aralandı gözlerim. Zihnimde dolanıp duran arsız düşüncelerim ...

 Hadi be anne biraz daha direnelim...Gitmeyelim olur mu...

MutlulukDA acıttı....







          Söz vermiştim sana. Gecenin karanlığından ay ışığından bile daha güzel olan bir söz vermiştim." Seni asla yarı yolda bırakmayacağım" delikanlı......
           Dün Kendimde yazacak güç bulamadığım için dünün  satırlarını bugüne yazıyorum."Bir daha hiç kavuşamayız diye düşündüğüm adamın  sarıldığı anı yazmak istedim. Tebessümü ,gözlerini kısarak bakış,konuşu,gülüşü,ses tonu.... O bendeki tüm güzellikleri ile aynıydı.Bir o kadar da yanlışlarıyla da devam etmekteydi. Değişen tek şeyin benim ondan uzakta kalmam  imiş.Çok şeyi engellemiş mesafeler...sevgiye sevmeye olmasa da  birlikte sımsıkı olmaya engelmiş.Bir sınav vakti, bazı anlar zaman dursun istersin ya, ben ona sarıldığım da zaman dursun istedim. Yeniden ne zaman sarılırım meçhul...Fakat omuzunda  ve kollarında  dünyamın durduğunu yeminler edebilirim.Hala benim için  sımsıcak oluşunu hissettim. Uzun süredir  var olan hisssizliğimi  ben onda bitirdim.Tam da çaresizliğimin ortasında çiçekler açtı sanki. Oysa önüme gül bahçeleri serdikleri halde yetinmeyi bilememiştim.
        Sanırım sen bana yerleşen , hiç geçmeyecek olan acısın. Sen Boğazımda düğümsün. Seni Kimsenin göremeyeceği yerlere koyabilir miyim? Ya da kimsenin ulaşamayacağı köprücük kemiğime  gömsem? Merhametimi bozğunluğa verip bende seni kırabilir miydim?....
          Hayattan bağını kesen bir kız ancak yazmakla yeniden hayata dönebilirdi. Yalnızca bu yazıları yazarken  kendinde kuvvet bulan küçük bir kızın  hayatı olabilirdi.  Balon isteme yaşını geçmiş de olsa hala istediği şeyler alınmadığında  dudak büzen , insanları ,hayat üzerindeki bütün varlıkları "çiçek,kuş,böcek,toz,toprak..." hepsini karşılıksız seven,ufacık bir şeyden mutlu olmasını bilen ,herkese koşulsuz güvenen.....
        Ve en çok da  kendine üzülen masum bir kız..
DİP NOT:  Kendimden başka kimseye ihtiyacım olmadığını, iki ayağımı karnıma  doğru çekip dolabımın sağ yanına büzüşüp ağlarken kendi kendimi teselli etmek yerine "geçmeyecek gln, buda geçmeyecek ama dayanacaksın" derken anladım. Ben bana yetmeyi çoktan öğrenmişim ,ve de yetmişiM. ALINTIDIR.
        Söylenecek çok şey var lakin yorgunum.. Ama umutluyum herşeyden. Bugün sahile indim, kendime harika bir yoğurt yaptım:) Daha ne olsun... Asla kaybetmeye niyetim yok......

KİRAZ AĞACININ ALTINDA YAŞAM;


       
















Yatağında çektiğin fiziksel ve manevi acılar sana hiç bir şey katmamış belli.  Benimde karnımda aldığım bıçak yarasının derinliğini ve  halen içimin kanaması sonrasında domuzun derisiyle kapatma girişiminiz devam etmekte. Acıtmıyosun canımı Levo...İçimi  parçalamaya bir yerden devam ediyosun. Bir şeyler duyar duymaz elimi kolumu bağlatıp bir suçlu gibi beni yine o lanet yere göndermene anlam veremiyor ve dayanamıyorum. Hani arkamıza bakmıyorduk hani korkmuyorduk. Bir an önce ayağa kalkman dileğiyle. Tanrın seni korusun....
         Ne yapayım ben şimdi Levo? Dubai Katar ateşesinde çağırılıyorum. Devam mı tamam mı diyelim....
         Hikayenin en  babasını yaşattın bana.Benim komsularım bana ; 'evin babası geldi' derlerdi Babalar günümüzzz kutlu olsun Levo.
         Seni seninle bırakmaya korkuyorum Levo. Dilime gelipte dillendiremediğim cümleler için dilimi ısırdığım çok oldu. Senin dilinin kemiği yoktu ,ağzından çıkan her kelime her cümle beni yerle bir ediyordu. Hocam derdi ki; Elini kır, ayağını kır gerekirse boynunu kır ama gönül kırma. Gönül kıranın abdesti tutmaz, namazı olmaz.. Bu arada bilmediğin birşeyi de ben izahını yapayım. İşyerinde garip şeylerde olmuyor değil hani. takip ediliyorum araştırılıyorum. Açık ve net şekilde hayatımı bu denli burda dillendirmemem gerektiği konusunda beni uyarmıştın. Korkma Levo; Burada yazılanları okuyupta anlayan insan sayısı 3  kişiyi geçmeyecektir. Burada yazılanlar,şizofrenik kurgulanmış bir kurgu olarak anılarda  silinmiş olarak kalacak.
               Yaşadığım geçici alanlar beni tekrardan hayata tutunmama sebebiyet veriyor. Kiraz ağacından sızan güneş belli belirsiz 20 derece göbek altı bölgemi  yakıyor. Ateşe yaklaştığımız anda yanacağımızı biliyorduk da bu kadar imtihanın da ağır olacağı aklıma gelmezdi. Lakin benim yaptığım kırıldığını gizleme sanatından başka bir şey değildi.   
           
              Allah 'a kendimi  yakın hissettiğim nadir zamanlardan birisiyim. Saklanmak yerine keşke eskisi gibi hayatın ucunda azıcık tutunabilseydim. Nerde olduğum konusuna gelince ,bir rivayete göre kiraz ağacının altında  hülyalara daldığım doğrudur..

              Yeniden özledim  seni...yine aklım karıştı ...Özlem aklı karıştırır mıydı? Bunları bana öğretmemişlerdi...(Bir gün, benim için şiir yazdın mı hiç demiştin. Göstermiştim, şu heves sensin, şu incinmiş gurur sen, şu utangaç aşk, şu Posta Caddesi’ndeki daktilo sesi, çocukların okul dönüşü sevinci sen..Her şey sendin)demişler. işte öyle birşey ....Sahibi hürmetine gönlümü incitmeyecektim........yine cümleler eksik ,ben eksik.......bu hayat tamamiyle eksik.....

O'nun KUSURSUZ YAZGISI...



Ne olurdu birbirimizi bir kaç sene sonra tesadüf etmiş olsaydık! o zaman hayatımız belki bambaşka bir şekil alırdı.yaşadığım her şeyi kar haneme yazdım bugüne kadar. acı, kayıp, yitip giden sağlık, göz yaşı, yalnızlık bile olsa yaşanmışlıkların sonunda yine de kar kaldı hepsi yanıma. Hepsinde biraz daha yorgun düşüyorken kalbim, ruhum ve bedenim; bir yandan da içimde çok güçlü bir ben oluştu. İşte bu yüzden hiç kar zarar hesaplarım olmadı benim. hayatın matematik hesaplarıyla yaşanabileceğine inanmadım.
Anlatacak bir hikayemiz yok bildiklerimizden başka.Bir gerilim filmi çeviriyorum şu hayata...Giderken onu bırakacağım ardımda!Konuşmaya başlayalım bakalım..Kalp hastası kanserli bir çocuk!!!Bıraktığı çok ceset var arkasında...Menzili kanında dolaşan bir zehir...Kalbinde kanayan bir aşk...Velhasıl hastane koridorlarında geçen bir ömür...Soluk borusunda kalan bir kurşuni...Yüksek gerilim hattı hep yaşamı......ve son..onun hem başlangıcı hem sonu!!!son bir senaryo işte...hepsi bu!
sonra bırakacağım yazmayı...tanırsınız onu.., ölüme gülen çocuk! diye hitap ederim ona.
gözümün içine baka baka anlattığı gerçeği,ellerim de şimdi...
Parmaklarının ucu klavyeye basmaktan yorgun...Kısa bir ömrün ,uzun soluklu hikayesi olacak bu!
Yazılanları okuyanlar gülüp geçecek,hayal gücüme şaşıracaklar...
Oysa bu senaryoda ben yalnızca elçiyim bilmeyecekler!
Bu O'nun kusursuz yazGısı...belki de ilk kez korkuyorduUUUU!
bazen bırakırken hikayesini avuçlarıma,çok ağırdı sırları...Yükü ağırdı.Taşıyabileceğimden çok daha acıydı anıları...hiç istemese de emanetimi aldım ben ondan!
yaşayamayacağı aşkı uzun zamandır yüreğimdeydi...hayalleri ve geçmişi de...
şimdi bir de sırları eklenmişti kalbime!
evet yorgundum!
tüm bunları kaldıracak kadar sağlam değildi ruhum...
bir uçurumun kenarında kırık bir dal parçasına tutunuyordum...
köksüz gövdesiz kırık bir daldı işte tüm umudum.ama şuda bir gerçek ....en çok sen'i yazmak iyi geldi bana...sen'i yazarken kelimeler hep hazırolda! istediğimden de çok geldiler yanıma...koşa koşa...

ZAMAN GERİ AKSA;...






            Yatakta işler hiç de yolunda gitmiyor dimi Levo. Ara sıra komplikasyon yaşıyosun ,korkuyorum ve de üzülüyorum senin için....Yaşadığım durumları az çok yaşıyorsun sende. Zamana bırakalım diyorum sonrasında anladığım tek şey ise"eskiyor ama eksilmiyor"oluyor. Söz bazen bitiyor,Allah deyip bırakıyorum..Şu ömür merdiveninde  herkesin derdi diğerine hikaye gibi geliyormuş.. Beni anlaman için bunları yaşamamız şart mıydı Levo? Beni  anladığını düşünürken .. malesef işlerin hiç de öyle olmadığını tekrardan yaşayıp görme imkanı bulacaktım.
             Bütün imkanları bana verdiğinde ilk işim arabanı alıp Malatya ya gitme ihtiyacı duydum. gece saat 3:00 da yola çıktım. Eve gelip dinlenip uyandığımda,annem antreye çağırdı, Annemin suratı  korkudan sapsapsarı olmuştu. Ne oldu anne demeye kalmadan parmağıyla boydan aynayı işaret etti.Aynaya baktığımda  birden çok küçüklü büyüklü aynaya dokunulmuş parmak izlerini gördüm.Birisi sağdan ,birisi yandan ,yukarıdan hatta yeni doğmuş bebek elleri izleri bile mevcuttu. Oysa ki ben neler yaşandığının farkındaydım. Gizem ve hikmet bir aradaydı... Ben nasıl açıklardım ki bu durumu onlara .Bizden başka varlıklarında varlığından söz edip korkmamaları gerektiği anlattım. O günü atlattıktan sonra; ailemden  helallik isteyip sonrasında üzerime kayıtlı ne varsa hibe edeceğim kişilere ulaşıp,noter onaylarını aldım. Üç gün orada kalıp, yeni durağım ise Hatay'a saygıdeğer hocamı ziyarete gitmek olacaktı. Geleceğimi biliyordu..Hazırlık yapmıştı benim için. Şaşırmadım ki ben. Biz her şeye hazırdık zaten....Bahçede camdan yapılmış bir oda ve o adanın içinde sobanın sıcaklığı.Hocam susuyor ben suskun. Kaç saat suskun bir şekilde oturduğumuzu hatırlamıyorum.Daha doğrusu hocamın Kuran'ı Kerimden  cüzler okuyup dua ettiğini biliyordum.İhtiyacım olanı veriyordu bana......Birbirimizi anlamış olmalıyız. Telepati gücümü dersiniz yoksa Allah'ın bir hikmetimi dersiniz bilemiyorum..Bana tek söylediği;

-"Gazan Mübarek olsun evlat; Hakkım helali hoş olsun. Yolun açık olsun..Söylenecek her şey söylendi. " dedi ve elini öpüp oradan ayrılmış oldum.
İyi ki varsınız hocam, iyi ki Rabbim sizi bana Kılavuz olarak gönderdi. Çok büyük gaflet günahlardan beni alıkoydunuz,yön verdiniz hayatıma. Sizinle nefes aldım,boğulmaktan kurtardınız,nefsimin vicdanımı ele geçirmesine müsaade etmeyip, o kendini bilmez insanların günahına girmedim.....
 Bir müddet dinlendikten sonra oradan çıkıp Ankara ya doğru yola koyulduk. Tabi arkamdaki konvoyları söylemiyorum:(
           Ankara'ya İner inmez; sen  insanlık de ben merhamet diyeyim seni ziyaretine geldim Levo. Hiç iyi görünmüyorsun, fena şekilde canın yanıyor farkındayım ama şu anda burada olman bile mucize...Bende hasta ve yorgunum Levo.  Tekrar eskiye dönüyorum.Anlık Hafıza kaybı yaşıyorum. Unutuyorum yavaş yavaş her şeyi. Bazen anlık da olsa dalıp ,nerde olduğumu anlamaya çalışıyorum.İyi ki unutuyorum Levo.  İyileşiyorum en mükemmel şekilde. Unutmak hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı.Bu sefer Robert aracılığıyla hangi iğneyi vuracaksın  bana..Adam bile acıyarak bakıyor bana..Bu sefer neyi engelleyeceksin, söylede bilelim?Lakin nefes alamıyorum,boğuluyorum ve de uyuyamıyorum. Bu durumu paylaşabileceğim tek bir kişi kaldı hayatımda.. Herşeyi bilmesi gereken zaman dilimine girdik. Özür dilerim delikanlı. Ben yok olmuşken seninle nasıl var olmamı istiyorsun ki? Ben yokum;  şöyle geçmişe bakıyorum da hiç var olmamışım ki. 
              Yaverin elime pasaportu tutuşturmasıyla irkildim.Almanya ya benim gitmemi istediğinizi dillendirdi. Neden niçin diye sorgulamaları bırakalı çok olmuştu. Apar topar hastaneden çıktım. Bu sefer ki rota Almanya idi. Almanyada ki rotamı senin ailenin evi olarak belirlemen ben de şok etkisi yarattı. Almanya macerasınıda  ayrı bir yazıda devam edeyim.
             Odandayken gözlerine baktığımda (ilk kez gözlerine bu kadar dikkatli bakıyorum Levo)hiç bir şey anımsamamak bu olsa gerek. Kin öfke,hırs,iyilik, sevgi  vs vs hepsini nasıl barındırıyorsun nüfüsunda?.Halen gözlerinle tehdit ediyorsun beni. Bu sefer kimin canıyla tehdit ediyorsun Levo. Tehdit yaratacak her şeyi geride bıraktım.  Neden konuşmuyorsun benimle.bir şehri yıktın üstüme.
köprüler, binalar, yollar paramparça.  Konuşsana ..Yalvarıyorum bazen sana gözlerimle.. Susma  Susma Levo!!!.. Beni bu kadar değerli ve aciz kılan ne?
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN PİYON....13 MART.  hayat ne kadar mart ayına benziyor değil mi? Hem Kış bitmedi, hem de umut var bahara. Benimki de öyle bir his işte aralarda ,netliği olmayan Araffff....
              Nasip diyorum. Bunun kadar güzel bir kelime var mıdır  ki?Ne eminsin , ne de ümitsiz. Ama senin adına en iyisini bilene teslimsin.. Caniçim dal kırıldı diye ağaç kuramaz belki,ama bir daha aynı yerden de dal yeşermiyor işte........